MARKA HAKKININ HACZİ
SMK m. 148/I’de açıkça marka hakkının haczedilebileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte İİK m. 85/I’de borçlunun alacak ve haklarının haczinin mümkün olduğu belirtilmiştir. SMK Yön. m. 126’da markanın işletmeden bağımsız bir şekilde haczedilebileceğine vurgu yapılmıştır.
Haczin Konusu; tescilli marka, tescilsiz marka, marka başvurusu, sözleşmede aksi kararlaştırılmışsa marka lisans hakkı (SMK m. 24’de devrinin mümkün olmadığı belirtilmiştir) ve marka ile ilgili alacaklardır.
Kişisel Unsur İçeren Markanın Haczi
Öğretide marka kişinin adı veya soyadı gibi kişisel unsurlar içeriyorsa, markanın haczinin TMK m. 24 kapsamında kişilik haklarını saldırıya uğratıp uğratmayacağı hususu tartışmalıdır. Bazı yazarlar kişisel unsur içeren markanın haczi ile TMK m. 24 ihlal ediliyorsa haczin yapılamayacağını savunmaktadır. Bazı yazarlara göre ise, kişisel unsur içeren markalar bağımsız bir değer kazanmakta ve kişi kendi rızası ile kişisel unsurlarını marka olarak kullanarak ayrı bir ekonomik değer yaratmaktadır. Bu nedenle bu markaların haczinin TMK m. 24 kapsamına dâhil edilemeyeceği savunulmaktadır.
TMK m. 24/II uyarınca kanunun verdiği yetkinin kullanılması hukuka uygunluk nedeni sayılmıştır. Bu nedenle marka hakkının haczi SMK m. 148/I’ e dayanılarak yapıldığı için ortada hukuka aykırı bir fiilden bahsetmek mümkün değildir. Hâkim görüş uyarınca bağımsız bir ekonomik değere sahip olan ve kişisel unsur içeren markanın haczi mümkündür.
556 sayılı KHK’nın 16/IV hükmü uyarınca marka hakkının devri, halkı yanılgıya uğratıyorsa yasaklanmıştı. Ancak SMK ile böyle bir yasak getirilmemiştir. SMK m. 5/I-f uyarınca bu durum mutlak red sebebi olarak sayılmış ve böyle bir tescilin SMK 26/I- c uyarınca iptal edileceği hüküm altına alınmıştır. Öğretide bazı yazarlar, haczin de devir gibi marka sahibinin değişmesine neden olduğu gerekçesi ile halkı yanılgıya düşürecek hacizlerin mümkün olmadığını savunmuştur. Bazı yazarlar ise devir ve haczin sınırlandırılmasının ancak açık bir kanuni düzenleme ile mümkün olduğunu ve böyle bir sınırlandırmanın alacaklının tatmin edilmesi amacına aykırı olduğunu belirtmiştir.
Kanun koyucu halkı yanılgıya uğratan markaların tescil edilemeyeceğini ve iptal edileceğini düzenlediğine göre (SMK m. 5/I-f ve SMK 26/I- c) kanun koyucunun niyetine uygun bir yorum yaparak, kişisel unsur içeren markaların da halkı yanılgıya uğrattığı durumlarda haczinin mümkün olmaması gerektiğini söyleyebiliriz.
Marka Hakkının Kısmen Haczi
Marka, tescil edildiği mal veya hizmetlerin tümü veya bir kısmı için devredilebilir (SMK m. 148/VI). Ancak markanın kısmen haczine ilişkin kanunda hüküm yoktur. Bazı yazarlara göre birden fazla mal veya hizmeti kapsayan marka hakkının bu mal ve hizmetler için ayrı ayrı tescil ettirilmediği sürece kısmen haczi mümkün değildir. Bazı yazarlar ise marka hakkının bölünebilir bir niteliğe sahip olduğunu, kısmi haczin kanun koyucu tarafından yasaklanmadığını ve kısmen devir mümkünse haczin de mümkün olacağını savunmaktadır. Ancak kısmen haciz halinde benzer mal ve hizmetler bakımından farklı kimseler marka hakkına sahip olacağı için halkın yanılgıya düşmesi söz konusu olabilir. Kısmen devrin mümkün olduğu bir durumda kısmen haczin yasaklanması çelişki doğuracaktır. Bu nedenle kural olarak kısmi haciz mümkün olmalı, halkı yanılgıya düşürecek nitelikteki kısmi hacizler yasaklanmalıdır.
Marka, ekonomik faaliyeti bedeni çalışmadan ziyade sermayeye dayalı teşebbüslerde kullanılır. Bu nedenle marka hakkı İİK m. 82/I-2 uyarınca haczi caiz olmayan haklardan sayılamaz. Ancak istisnai olarak marka, borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan eşyalar ya da sanat ve meslek için gerekli olan alet ve edevat ile benzeri vasıtalar arasında girmesi halinde İİK m. 82/I-4 uyarınca haczi caiz olmayan haklardan sayılabilir. Bu nedenle belirleme yapılırken somut olayın özelliklerine ve alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesine göre değerlendirme yapmak gerekmektedir.
Haczin Usulü
Tescilsiz markanın haczine hâkim görüş uyarınca İİK m. 94 hükümleri uygulanacaktır. Buna göre, marka haczi borçlunun yerleşim yerinde veya işlem merkezinde, huzurunda ya da yokluğunda (İİK m. 80/II) yapılır. Marka hakkı fiziki varlığa sahip olmadığından, markanın marka sahibi nezdinde var olduğu kabul edilmektedir.
Bazı yazarlara göre haciz tutanağa geçtiği anda tamamlanır. Ancak bazı yazarlar ise haczin borçluya yapılan bildirimle tamamlanacağını savunmaktadır. Marka hakkının haczi yerleşim yeri bilinen üçüncü kişilere ihbar edilir (İİK m. 94/I). Tescilli markada üçüncü kişiler kavramına Türk Patent ve Marka Kurumu da girmektedir. Tescilli markanın İİK m. 94’e göre haczinin yapılması halinde SMK 148/V uyarınca haciz sicile işletilebilir ve Bültende yayımlanır. Fakat söz konusu kayıt bildirici niteliktedir. Tescilli markanın haczi İİK m. 79/II uyarınca sınai mülkiyet haklarına ilişkin bilgilerin yer aldığı kayıt ortamına işletilerek yapılır. Buna göre icra dairesi bilirkişi vasıtası ile marka hakkının değerini tespit eder ve Türk Patent ve Marka kurumuna haciz işlemini bildirir. Haciz sicile işlendiği anda tamamlanmış olur.
Marka Başvurusunun Haczi
Marka başvurusunun haczinde de İİK m. 94 hükümleri uygulanır. Marka başvurusu henüz sicile tescil edilmediği için, başvurunun da haczinin sicile tescil edilmesi mümkün değildir. Ancak marka başvurularında Türk Patent ve Marka Kurumu’nda bir dosya açıldığından, hacizle ilgili evraklar bu dosyaya eklenmektedir. Bu nedenle marka başvurularının haczi Kuruma ihbar edilmelidir. Marka başvurularının haczi, kurum içindeki elektronik ortama ve kurumun internet sitesindeki «marka araştırma ve dosya takibi» bölümüne işlenmektedir.
Hacizde Tertip İlkesi Açısından Markanın Haczi
Marka hakkının haczinde hangi sıraya uyulacağı hususunda bir düzenleme yoktur. İİK m. 106/II uyarınca borçlunun üçüncü kişilerdeki alacakları taşınır kabul edilmişken, borçlunun haklarının hangi mahiyette olduğu konusunda bir belirleme yoktur. Hâkim görüş uyarınca borçlunun hakları İİK m. 106/II kıyasen uygulanması ile taşınır olarak kabul edilmeli ve taşınmazlardan önce haczedilmelidir. Bu görüşe göre markanın paraya çevrilmesi süreci diğer taşınırlara göre daha uzun süreceğinden taşınırlar içinde de en son marka hakkı haczedilmelidir. Diğer bir görüş ise her zaman taşınırların önce haczedilmesinin borçlu ve alacaklı lehine olmayabileceğini, hacizde sıranın somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Marka hakkının özellikle günümüzde çoğu taşınmazdan daha büyük bir ekonomik değere sahip olabileceği göz önünde bulundurulduğunda, her somut olayın özelliğine göre hacizde tertip kurallarının belirlenmesi doğru olacaktır.
Haczin Tescil ve Etkileri
SMK m. 148/V uyarınca sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan haklar iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Tescilsiz markanın haczinin sicile tescili mümkün olmadığından, tescilsiz markanın haczinden sonra devri veya rehni söz konusu olursa haciz alacaklısı hak iddia edemeyecektir. Bu nedenle öğretide tescilsiz markanın haczi halinde İİK m. 94/II’nin kıyasen uygulanması ile bir muhafaza tedbiri olarak, markayı ve markanın haczini sicile tescil ettirme yetkisinin haciz alacaklısına verilmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda alacaklı markayı borçlu adına, haczi kendi adına tescil ettirecektir.
İİK m. 94/II; «Borçlunun reddetmediği miras veya başka bir sebeple iktisap eyleyip henüz tapuya veya gemi siciline tescil ettirmediği mülkiyet veya diğer aynı hakların borçlu namına tescili alacaklı tarafından istenebilir. Bu talep üzerine icra dairesi alacaklının bu muameleyi takip edebileceğini tapu veya gemi sicili dairesine ve icabında mahkemeye bildirir.»
İİK m. 79/II uyarınca yapılan hacizlerde, haciz sicile tescil edildiği için borçlunun tasarruf yetkisi kısıtlanmaz. Borçlu marka hakkını hukuki işlemlere konu edebilir. Yargıtay da hacizli markanın devrinin mümkün olmadığına yönelik yerel mahkeme kararını bozmuş ve hacizli markayı devralanın, haciz yükü ile birlikte devraldığına karar vermiştir.
“…Öncelikle, belirtmek gerekir ki, marka ve ayırt edici ad ve işaretler maddi bir varlığa sahip bulunmamaktadır. Bu nedenle yani bir eşya niteliğini haiz olmadığından zilyetliğe de konu olamazlar…Bunun sonucu olarak da üzerinde zilyetlik oluşturabilinen menkullerden sayılması da mümkün değildir…Sicile kayıtlı ve devir işlemleri de ancak sicil üzerinden oluşabilecek marka hakkı bakımından bu sınırlandırmaya gerek yoktur. Haczin sicile şerhi ile o markayı devir alacak kişilerin bu yükümlülükle marka hakkını üzerlerine aldıklarının kabulü gerekir. Bu durumda da haciz alacakların devir işleminden, devir alan kimse bakımından da onu bağlayacak diğer bir deyişle haciz prosedürü işlemeye devam edecektir…” (Y. 11. HD, 09.03.2000, E. 1999/8623, K. 2000/2232)
Ancak Danıştay bu konuda aksi bir karar vermiştir. “…2004 sayılı İcra İflas Kanununun 86. maddesinde: borçlunun, alacaklının muvafakati va icra memurunun müsaadesi alınmaksızın mahcuz menkul mallarda tasarruf edemeyeceği hükme bağlanmıştır. Sinai mülkiyet hukukuna göre haczedilebilecek olan marka üzerinde haciz uygulanması halinde markanın devredilemiyeceği de tartışmasız olup, bu husus araştırılmaksızın verilen temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir…” (Danıştay 19. Daire, 28.01.1997,1996/8828, 1997/24)
Marka haczedildikten sonra, borçlu alacaklının haklarını zarara uğratacak şekilde markanın tescili kapsamındaki mal veya hizmetlerden vazgeçemez (SMK m. 28/IV). Marka hakkının haczinden sonra yapılan tasarruflar haciz alacaklısının hakkını ihlâl ettiği ölçüde geçersizdir. Marka hakkının haczinden önce yapılan ve sicile tescil edilmeyen devir işleminin hacze etkisi konusunda öğretide tartışmalar vardır. Bazı yazarlara göre tescil edilmemiş devir sözleşmesine dayanan istihkak iddiası dikkate alınmamalıdır. Yargıtay da bu görüşü destekleyen kararlar vermiştir.
“…Davacı 3. kişi durumundaki Güneş Vida Çivatacılık Sanayi ve Ticaret A.Ş. 7.1.1999 tarihinde 34 adet, 8.1.1999 tarihinde 1 adet olmak üzere toplam 35 adet markayı borçlu şirketten (Marka Devir Sözleşmesi) ile satın aldığını ileri sürmüş olmasına karşın bu markalar davacı adına tescil ve ilan edilmemiştir. 27.6.1995 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Markaların Korunması Hakkındaki 506 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 9/son ve 16/son maddeleri uyarınca marka siciline tescil ve ilan edilmeyen markalardan doğan hakların iyi niyetli 3. kişilere somut olayda takip alacaklısına karşı ileri sürülmesi olanaksızdır… (Y. 21. HD, 30.11.1999, E. 1999/7727, K. 1999/8662, Kazancı İçtihat Bankası, 03.05.2021).”
Marka hakkının haczinden sonra, marka hakkına tecavüz sayılan fiillerin gerçekleşmesi halinde, marka hakkı sahibi haklarını kullanmayabilir. Bu durum ise haciz alacaklısını zarara uğratabilir. Bu durumda hükümsüzlük davasını alacaklının açabilmesine imkân veren bir kanun hükmü yoktur. Bu nedenle öğretide İİK m. 92/III hükmünden yola çıkılarak bir belirleme yapılmış ve marka hakkına tecavüz halinde de icra dairesinin ya da onun verdiği yetki ile alacaklının hükümsüzlük davası açmasının mümkün olduğu belirtilmiştir.
“Daire, taşınmazın idare ve işletmesi ile eklentinin korunması için gerekli tedbirleri alır. Bu tedbirler meyanında icra dairesi, eğer taşınmazda kiracı varsa bu kiracıya, işleyecek kiraları icra dairesine ödemesini emreder. Zarar görme ihtimali bulunan eklenti, rehin alacaklısının talebi üzerine, işletmenin faaliyetine engel olmayacak şekilde muhafaza altına alınır. İdare ve muhafaza masrafları satış bedelinden öncelikle ödenir.” (İİK m. 92/III)
Marka Haczinin Hüküm ve Sonuçları
Markanın haciz yolu ile el değiştirmesi halinde marka koruma süresi yeniden başlamaz. Markanın haciz yolu ile el değiştirmesinden sonra markanın yeni sahibine karşı da SMK m. 138’daki hükümsüzlük hâllerinden birine dayanılarak markanın hükümsüzlüğü davası açılabilir. Marka hakkının birden fazla sahibinin olması halinde haciz işlemi sadece borçlunun marka üzerindeki hakkına uygulanır. Markanın diğer sahiplerinin marka üzerindeki hakları hacizden sonra da korunacak olup markanın diğer sahipleri TMK m. 733 uyarınca cebri icra yolu ile satışlarda ön alım hakkını kullanamayacaktır.
